Ulaş Özdemir Web Sitesi

Dede sazı ve ruzbanın ‘muhabbet’i

Ulaş Özdemir, Alevi-Bektaşi müziğinin kutsal sazları olan dede sazı ve ruzba (cura) eşliğinde seslendirdiği deyişlerden oluşan ‘Bu Dem’ albümü ile müzik severlerle buluştu. Kalan müzik tarafından yayınlanan albüm Alevi-Bektaşi kültüründe zahir ve bâtın anlamlarıyla çok önemli bir yere sahip olan ‘dem’in tüm manalarını içeriyor.

Özdemir, ‘Bu Dem’ ile, aydınlanma ve kapitalizm sonrası gündelik hayatlarımızda doğrusal (lineer) ve saatin hükmettiği bir zaman anlayışının hâkim olduğu zihinlerimizi, daha arkaik bir zaman anlayışına; yani Devr Yek’e, ezoterizm ve bâtınıliğin zamanına doğru yola çıkarıyor. Muhabbet erbabı Özdemir, döngüsel zaman kavraşıyla, seküler dünyanın zamansallığı ve kronolojinin tutsaklığında, yolumuzu kaybetmememiz için bize kılavuzluk ediyor..

Özdemir, dedelerden aldığı feyz ile “Biz demleri derman bildik/ Özümüzü demle sildik/ Gördüğünüz hale geldik/ Bu dem bizi insan etti” derken “irfan meclislerinde, dem’in erdem, erdem’in cem, cem’in her dem olduğu” zamanlara olan özlemini anlattı.

Maraş’lısınız ve Maraş deyince Sinemili Ocağı geliyor aklımıza. Sizde bu ocağa mı bağlısınız?

Ocak için Alevilerin ibadet merkezi diyebiliriz. Anadolu’da pek çok ocak var ve bazı ocaklar aynı zamanda aşiret özelliği gösterirler. Sinemili Ocağı da Maraş’tan Elazığ’a kadar uzanan bölgede Türkçe ve Kürtçe konuşan insanların olduğu aynı zamanda aşiret özelliği de gösteren bir ocak. Sinemili Ocağı’nın merkezi olan Kantarma köyü ise Alevi müziği yapan insanlar için çok önemli bir kaynak yeri. Bugün bu köyde çok az insan olmasına rağmen, benim ortaokul-lise yıllarımda son kuşak Alevi dedeleri yaşıyordu. Sabahat Akkiraz, Arif Sağ, Ruhi Su gibi pek çok önemli isim, Kantarma köyü kaynaklarından derlemeler yapmışlardır.

Müzik geçmişiniz aileden geliyor; ilk kayıtlarınızı da babanızla birlikte yapmışsınız...

Sosyal hayatla çok sıkı bağları olan ve hayata çok güzel bakan, her daim toprakla ilişkisi devam eden babam, benim için büyük bir şans. Zaten Alevi bir aile olmamız nedeniyle müzikle iç içe doğdum. Her Alevi evinde olduğu gibi bizde de saz çalan, türkü söyleyen ve sık sık ‘muhabbet’e gelen insanlar olurdu. Babamla kayıt yapma işi ise öyle düşündüğünüz gibi “gidelim de dedelerin söylediklerini kaydedelim” şeklinde olmadı. Ben kendimi bildim bileli babamın kayıt cihazı cebindeydi ve zaten her hafta gittiğimiz ‘muhhabet’ ve cem ortamında babam türküleri kaydederdi.

Dede sazı ve ruzba ile müzik icra eden çok az kişiden birisiniz...

Dede sazı Anadolu’da pek çok yerde kullanılan bir bağlama çeşidi. Bu saza kısa saplı bağlamanın atası da diyebiliriz. Kısa saplı bağlamaya göre teknesi daha küçük ve üçgen, balta şeklinde bir sapı olan, üç telli bir saz. Bugünkü sazlardan farklı olarak yerde, bağdaş kurarak oturup vücudunuzla bütün şeklinde çalabileceğiniz bir şekilde tasarlanmış. Yek vücut olup sazla birleşerek bu sazı çalabilirsiniz. Benim çaldığım saz 80-100 yıllık. İcra ettiğim eserler bu sazla orijinal haliyle seslendirilebiliyor. Bir de cura var, biz buna ruzba diyoruz, kimi yerlerde ‘rızva’ da deniliyor. Bu saz, Orta Asya’da çalınan sazlara daha yakın bir saz. Bu sazı çalan iki önemli üstâdımız vardı biri Nesimi Çimen, diğeri Hasret Gültekin her ikisi de Madımak Oteli’nde öldü.

Albümden bahsedelim biraz. Alevi kültürünü cem ayinlerini düşünürsek sizin de belirttiğiniz gibi çoğulculuk ve kollektivite esas. Siz tek başınıza sadece iki saz ile bu ‘muhabbet’i dinleyiciye aktarabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Müziğin daha renkli olması ya da kolay dinlenebilmesi adına, esere müdahale etmek gibi bir şey benim ilkesel olarak yapabileceğim bir şey değil. Bu etik olarak Aleviliğe de yakışan bir şey olmaz. Takdir edersiniz ki müziği istediğim forma sokacak alt yapı bilgisine ve müzik yeteneğine sahibim. Ama benim amacım bu değil. Benim asıl niyetim ‘muhabbet’i bir cem evinde ya da doğal bir muhabbet ortamında kaydetmekti ama bu teknik olarak mümkün olmadı. Burada ben dede sazı ve ruzba ile ‘muhabbet’ oluşturmaya çalıştım. Çoğulculuk atmosferini ise konserlerde ve diğer albümlerimde bulabilirsiniz. Bu Alevi müziğini külliyen anlatan ya da Alevilik üzerine büyük sözler söyleyen bir albüm değil.

Katıldığınız cem törenlerinde zakirlik de yapıyorsunuz, nedir zakirlik?

Çocukluğumdan beri cemlere gidiyorum. Cemlerde saz ile söz bir arada yaşanır. Zakir de bu görevi icra eden kişiye denir. Çoğu yerde dede aynı zamanda zakirlik de yapar ama bazı yerlerde de dedenin yanında başka biri zakirlik yapar. Beş yıldır hem dede, hem aşık olan Dertli Divani ile birlikte dünyanın dört bir yanına ve Anadolu’nun pek çok yerine cem törenlerine gidiyoruz. Büyük şehirlerde ve yurt dışında yapılan cemler daha çok eğitim cemi niteliğinde, ibadet kısmı daha zayıf. Anadolu’da katıldığımız yıllık görgü cemleri ise sosyal, hukuksal ve ibadetsel yönü olan cemler. Zakirlik cem töreninin yürümesini sağlayan 12 görevden biri. Biliyorsunuz cemde eşikdeki de, beşikteki de, döşekdeki de birdir. En temel ilke, yüz yüze, yani cemal cemale ibadet edilmesidir. Secde ederken yukarıya aşağıya değil insana bakarak secde edersiniz. Kadınlı erkekli bir arada olunur. Bu esnada cemin problemsiz yürüyebilmesi için yapılan hizmetler de vardır. Dede dergahta töreni yöneten, rehber görgüsü yapılan kişilere yardımcı olan, zakir saz çalıp aşıklık yapan, sakacı Hz. Hüseyin’in adına suyu taşıyan, delilci kandili yakan, lokmacı-sofracı kurbanı hazırlayan ve sofra işlerine bakan, gözcü cem içinde nizamı sağlayan, peyik cemin haberini veren, semahçılar cemde semah dönen, süpürgeci câr çalma görevini yapan, ibriktar el suyu hizmetini yapan kişilerdir. Bunların yanı sıra bekçi, iznikçi gibi cemevinin düzeninden sorumlu görevliler vardır. Tabi bunların hepsi sembolik anlamları olan görevlerdir.

Birlikte çalışmalar yaptığınız Moradi’nin bağlı olduğu Ehl-i hak inancı ile Alevilik arasındaki benzerlikler ne?

Ehl-i Hak inancı, Alevilikle oldukça benzer İran ve civarında yaygın olan bir inanç. Pirleri Hacı Bektaş, güvercin olarak Anadolu’ya gelmeden evvel Kürdistan’a uğrar. Orada bir çocuk evlat edinir ve pek çok keramet gösterir. Bu çocuk Ehl-i Hakların piri olan Sultan İshak’tır ve o çocuğu orada inanç elçisi olarak bırakarak Anadolu’ya geçer. Bu sebeple Alevilik ile Ehli Hak’ların inançları aynı kökten gelir. Ancak Ehl-i Haklar arasında ‘Alevi’ kelimesine pek sıcak bakılmaz. Çünkü Alevilik onlar için Arap Aleviliği ve fiiilik hasebiyle siyasi yönü olan bir şeydir. Bu siyasi yön Orta Doğu’da daha net hissedilir. Ancak Ehl-i Hak inancı batıni yönü ağır basan bir inançtır. Anadolu Aleviliği’nde de batıni kısım zahiri kısma göre daha baskındır. Bu sebeple Bektaşilik kelimesi Ehl-i Haklar için daha geçerli. Bizler de inancımızı anlatırken ‘Alevi-Bektaşi’ terimini kullanıyoruz daha kapsayıcı olduğu için.

Dünyaca ünlü bir tambur icracısı olan Moradi ile çalışmalarınız var. Onlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Benim gibi etnomüzikolog olan bir arkadaşım vasıtasıyla Moradi’yle önce uzun süre yazıştık. 2004 yılında İran’a giderken kendisine bir saz hediye götürdüm. Moradi sazı çalmamı istedi ve bir ay boyunca sürekli sabahtan akşama kadar saz çaldım. Moradi tamburuyla bana eşlik etti ya da ben sazımla ona eşlik ettim. Moradi doğaçlama ve icra kapasitesi çok yüksek olan bir sanatçı. Biz böyle uzunca bir süre çalıp söyleyerek muhabbet eyledik. Daha sonra 2005 yılında Cemal Reşit Rey’de bir konser verdik. Sonra pek çok turne yaptık. Moradi bu turneler sırasında ikimizin çaldığı bölümünden bir albüm hazırlamak istediğini söyledi ve ‘The Componian’ adıyla önce İran’da şimdide Türkiye’de müzikseverlere sunuldu.

İran’da hiç cem törenine katıldınız mı?

İran’da cem töreni izledim ama katılmadım. Oradaki cemlerde sazla çalınan deyişler var fakat semah yok. Bu konununun ayrıntılarına ilişkin yani Ehl-i Hak inanışıyla Alevi inancı arasındaki benzerlikleri doktora çalışması olarak yapmayı düşünüyorum.

Son olarak ‘dem’in zahir ve batın yönlerinden biraz bahseder misiniz?

Dem, Alevi-Bektaşi toplumu için soluk, hayat, an, keyif, çağ, zaman, devir, nefes, içki, gibi hem zahir hem de bâtın pek çok anlam içeren önemli bir kavram. Alevi ve Bektaşi kültüründe ‘muhabbet’ anlarında sembolik olarak dem alınır. Aşk’a ulaşmak için alınan bu dem ile saz ve sözün birlikteliği, an’ların ve can’ların bir’liğine gidilir. Ben bu ‘dem’de muhabbeti sürdürmeye çalıştım umarım ‘her dem’ muhabbet sürer.

Haber: Funda Tosun