Ulaş Özdemir Web Sitesi

100 yıllık sazıyla bir Âşık

Ulaş Özdemir, çocukluğundan bu yana Maraş’ta Alevi ezgilerini derliyor, dedelerle muhabbetlere katılıp bilgisini genişletiyor. 100 yıllık bir dede sazı ve 100 yıllık curayla geleneksel deyişlerin yanı sıra derlediği ezgileri seslendiriyor. ‘’Eşsiz bir tınısı var bu sazın ve 1993’te Madımak’ta yakılan Nesimi Çimen ve Hasret Gültekin bu sazın son büyük ustalarıydı’’ diyor Özdemir.
Daha çocuk iken, babasıyla Maraş’ta köy köy gezip, muhabbetlere katılmaya, kayıtlar yapmaya, ezgiler not almaya başlar. Pek çok âşık, dede ve yorumcunun Maraş’tan çıktığını ancak bu yanının görülmediğini söyleyen Özdemir,  Maraş’ın ‘görünmeyen’ ya da ‘görülmek istenmeyen’ yanlarına ışık tutmaya çalışıyor. Ulaş Özdemir ile yaptığı müziği  Yaresan’ları ve Alevi müziğini konuştuk. Sözü Özdemir’e bırakıyoruz:

Yaresanların kutsal sazı
Lise yıllarımda, ilk kez Irene Melikoff’un bir kitabında Ehl-i Hak tabirine rastlamış ve yıllarca bu insanları merak etmiştim. Literatürde kimi zaman Ehl-i Hak, kimi zaman Yaresan (veya Yarsan) olarak anılan bu toplulukla ilgili bu inancın kutsal sazı tanbur üzerine araştırma yapmak üzere 2003 yılında Ali Akbar Moradi’nin yanına, Kirmanşah’a giderek çalışmaya başladım. Kendisi tanbur sazının yaşayan en önemli ustasıdır. Daha sonra hem akademik hem de müzikal çalışmalarımı sürdürdüm. Moradi ile bir albüm kaydettik, konserler verdik. Amacımız, birbiriyle aynı ‘yol’a mensup ama ‘sürek’leri farklı iki topluluğun birbirinden haberdar olmasına katkı sağlamaktı.
Yaresan Alevileri ile diğer Aleviler arasında Cem ibadeti başta olmak üzere, pek çok ortak ritüel var. Bu konuda, Martin van Bruinessen’in çalışmalarından başlayarak birçok araştırmadan bahsedebiliriz. Onlarda da belirtildiği üzere, Hacı Bektaş ve Sultan İshak (Sahak) arasında bir tecelli ilişkisi bulunur. Ayrıca inançsal olarak don değiştirme, hakkı kabul ediş, insan-ı kamil gibi pek çok ortak noktadan bahsedilebilir. Ama bunlar, farklılık olmadığı anlamına gelmiyor. Yani aynı yola bağlıyız ama.

Maraş’ın görünmeyenleri
İlk kez 1998 yılında, ‘Ummanda/Maraş Sinemilli Deyişleri’ adını verdiğim çalışmayı yaptığımda, kendi yöremin kaynak kişilerinin seslerini müzik dünyasına duyurma hedefim vardı. Çünkü Maraş, katliam dışında hiçbir şeyle anılmaz olmuştu. Oysa Alevi müziği açısından kaynak kişi olarak pek çok âşık, dede ve yorumcu bu topraklarda yaşamıştı. Ancak ne isimleri anılıyor ne de Maraş’ın bu özelliğinden bahsediliyordu. Bu durum hem Maraşlılar, hem de Maraşlı olmayanlar açısından kanıksanmıştı. O açıdan, bu alanda bugüne kadar sürdürdüğüm çalışmalar, Maraş’ın ‘görünmeyen’ ya da ‘görülmek istenmeyen’ yanlarına ışık tutmaya çalışıyor.

Dede sazı ve Ruzba
Alevi müziğine dair icra yapmaya başladığım ilk günden bu yana kendi yöremden dede sazı ve ruzbayla (iki telli cura) icra yapmaya çalışıyorum. Bu müziğin, bu sazlarla daha iyi tınladığını düşünüyorum. Ayrıca genç kuşak müzisyen arkadaşlarımın da bunlara aşina olmasını istiyorum. 90’lı yıllarda buna ilgi pek yoktu, ama bugün hem ilgili gençler hem de yeniden bu sazları yapan ustalar var. O açıdan bir kazancımız olduğu söylenebilir. Diğer yandan, bu müzik dışında farklı müzik çalışmalarında, diğer sazları da kullanıyorum.

Bilge ozan Âşık Mücrimî

Âşık Mücrimî ile ilgili çalışmamda lise yıllarıma dayanır. Anneannemin bana anlattıkları, babamın yöredeki derlemeleri, o yıllarda Alevi müziği icra eden yorumcuların söyledikleri eserler, Mücrimî’nin aslında 20. yüzyıl için önemli Alevi ozanlardan birisi olmasına rağmen hemen hemen hiç tanınmadığını gösteriyordu. Bu sebepten onunla ilgili ne bulduysam toplamaya başladım. Daha sonra bunlar bir kitaba dönüştü. Kendi döneminin bilge ozanlarının bir parçası olan Âşık Mücrimî, 19. yüzyıl sonrası değişen âşıklık geleneği, ocak sistemindeki dönüşümler, Aleviliğin içinde hakikatçi geleneğin yükselişi gibi pek çok dinamikten beslenerek kendine has bir şiir dili yaratmıştı. Âşık Mücrimî’nin yazdığı şiirler, daha gençlik yıllarında Anadolu’nun dört bir yanına dağılmış, Mücrimî daha o zaman adını Alevi ozanlarının yanına kazımıştı.

Âşığın sözü, Kur’an’ın özü
Âşıklık geleneğimiz, dünyanın dört bir yanında karşımıza çıkan, sözlü kültürün taşıyıcıları olan ozanlık geleneğinin bir parçasıdır. Oldukça kadim bir gelenektir bu. Pek çok kültürde, kutsal bir işlevi de vardır. Kanımca, Anadolu’da sivilleşmeyi en iyi şekilde ifade eden eserler yüzyıllar boyunca âşıkların dilinden çıkmıştır. Alevilik açısından da, ‘âşığın sözü, Kur’an’ın özü’ diye bir tabir vardır. Âşıkların sözleri bu kadar kutsal kabul edilir. O açıdan, Alevilikle ilgili nasıl bir çalışma yaparsak yapalım, başlıca dayanağımız, Alevi âşıkların bugüne kadar söylemeyi sürdürdüğü şır geleneğidir.
İç Toroslar ve çevresi, Alevilikle ilgili önemli âşık, dede ve erenlerin yaşadığı güçlü bir damardır. Benim ‘Ummanda’ albümümde de bunun izleri görülebilir. Bu bölgede yetişen ozanların bir kısmı oldukça tanınıyor, bir kısmı ise yeni araştırmalarla gün ışığına çıkıyor. Mehmet Bayrak’ın bu konuda yaptığı çalışmalar oldukça önemlidir.

Bağlama

Bağlamanın, özellikle Alevilerin müzik kültürü içindeki yeri çok özel. Bu müzik kültürünün en temel yaşıyıcısı olarak, hem zahiri hem de batıni açıdan özel bir önemi var. Elbette farklı yörelerde, Alevi cem ve muhabbetlerinde farklı sazların (kaval, kemane, vb.) kullanıldığı da biliniyor. Bunlar da önemli bir zenginliktir, ama bağlamayla sürdürülen müzik kültürü, başlı başına bir konudur.

Deyiş
Deyiş, genel bir halk edebiyatı terimidir. Ancak Aleviler açısından, nefes, ayet, kelam gibi şekillerde de dile getirilen, inançla ilgili şiirleri kapsayan genel bir tür haline gelmiştir. Müzik açısından da böyle bir yanı var. O açıdan, eğer onu bir müzik forum olarak ele alacaksak, bağlamını iyi kurmalı ve o şekilde yaklaşmalıyız. Bu konuda çeşitli çalışmalar yapılmıştır, ama halen yeterli olmadığı söylenebilir. Ayrıca bunun hem saz hem de söz kısmı var. Yani çalgı, icra, müzikal form gibi farklı dinamiklere sahip bir yanı ve şiir gibi edebi bir başka yanı var. Bunların hep birlikte ele alınması gerekiyor.

Cem ve muhabbetler
Cem ve muhabbetler, hem Alevi inancının sürdürülmesi, hem de Alevilerin sosyal ve kültürel olarak birbirileriyle ilişkilerini sağlamlaştırması açısından yüzyıllar boyunca önemli işlevler görmüştür. Pir Sultan Abdal’ın, ‘cümlemizin yeltendiği murada/erilir bir gün divane gönül’ sözlerinde belirttiği gibi, cem ve muhabbetler, toplum olarak kemalete varılacak bir menzili hedefler. Günümüzde bunların sürdürülme sebebinde bir değişiklik yok. Ama Alevilerin kurumsallaşma, standardizasyon gibi çabaları, devletin kendi Aleviliğini oluşturma derdi, Aleviliğe dair yüzyıllardır en önemli zenginlik olan çeşitliliğin yitmesi, yani ‘yol bir sürek binbir’ anlayışından uzaklaşılması, günümüzde cem ve muhabbetlerin yapılmadığı ya da yeterince sürdürülmediği algısı yaratsa da, böyle olmadığını düşünüyorum. Bunu diyen her Alevi’nin önce kendi aynasına bakması gerekir.

Alevi müziği

‘Alevi müziği’ tabirini hangi bağlamda kullandığınızın içini iyi doldurursanız, elbette kullanılabilir. Ritüel içi, ritüel dışı, gündelik yaşam pratikleri gibi pek çok bağlamda bu müzik kültürünü konuşabiliriz. Ayrıca her Alevi topluluğun, kendi sosyal, kültürel, coğrafi veya folklorik özelliklerinden kaynaklı müzik kültürü çeşitliliği var. Bunları da göz önüne alırsak, tıpkı inançsal olarak tek tip bir Alevilik olmadığı gibi, müzik açısıdan da oldukça zengin bir repertuardan bahsedebiliriz. Ne yazık ki bugüne kadar çeşitlilik yerine hep tep tip bir bakış açısıyla veya bunun beklentisiyle konuya yaklaşıldığından, zenginliğin ortaya çıkması epey zorlaştı.

Bugün hem Alevilikle hem de diğer kültürlerle ilgili pek çok çalışma yapılıyor. Asıl ihtiyacımız olan kültürler arası karşılaştırmalı çalışmaları çoğaltmak. Ayrıca ‘kökenci’ yaklaşımlar yerine kültürler arası geçişleri, ilişkileri anlamaya çalışmak ve en önemlisi, kalıplaşmış paradigmaları sorgulamak ihtiyacımız var. Genç kuşakların bu konuda daha önyargısız olduğunu düşünüyorum. Nitelikli çalışmaların sayısı da giderek artıyor. En azından Aleviler açısından, bugüne kadar onlara dayatılan çeşitli çalışmaları, genç Alevi araştırmacılar yeniden ele alıyor ve basmakalıp düşünceleri sorgulayarak nitelik olarak oldukça sağlam işler çıkarıyorlar. Örneğin Ayfer Karakaya-Stump’ın tarih çalışmaları bu yönde.

ERDAL ALIÇPINAR

http://yeniozgurpolitika.com/index.php?rupel=nuce&id=51230