Ulaş Özdemir Web Sitesi

Gerçeğe hû!

Fikret Otyam, yakından tanıdığımız bir isim: Kitaplarıyla, röportajlarıyla, fotoğraflarıyla, resimleriyle... Türk Halk Müziğini yaratan, onun etrafında şekillenen kültüre ilgisi de malûm... Otyam'ın kalemi, Yemen ağıtlarından "dilimizi türküyle bozanlara. Sabahat Akkiraz'dan Ulaş Özdemir'e ve albümlerine ballandıra ballandıra uzanıyor, tadına doyum olmuyor

1944 yılında, yani bundan tastamam (yazıyla) elli dört, (rakamla) 54 yıl önce İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin bitişiğinde, İstanbul Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nin duvarından bizim tarafa, yani Güzel Sanatlar'a, o canım dostla palmiyelerin altına oturmuştuk bermutat. O, Erzurum şivesiyle halk şiirinden, halk şairlerinden söz ediyor, bu can ise "can gözüyle" dinliyordu. 54 yıl öncesinden iki dize:
"Eğil bir kez öpeyim al yanaktan / Manda göle sıçar kimin şappadak"
Bir Yemen türküsü de okumuştu, yürek dayanmaz; aklımda kalanlar:
"Kele döndü kele döndü / Sandım ki ciğerim yandı / Senin baban, benim eşim / Yemen çöllerinde kaldı / Bahçenin ardı dağlar / Yağlığını kıvrak bağlar / Goyurun da Mursam gelsin / Yemende oturan beyler"
(Osmaniye'nin Bahçe köyünden Elif Karı -Poçulu-)
Arkadaş, Yemen'le ilgili ağıtlan ardı ardına sıralıyordu.
Neden mi?
Beyşehinli Kolağası Osman'ın kızı, ki anam Naciye, San'a'da büyür. Yemen, Osmanlı topraklan o zamanlar, dedem Osman da San'a'da görevli. Anamın ilk eşi, savaşta şehid olmuş. Yemen San'a'da gepegenç zabitler var, bunlardan birisi de eczacı mülazım-ı sani Vasıf İbrahim (Kuruçeşme), yine o zamanlar kişiler doğdukları yerle anı¬lıyor, Vasıf İbrahim, Kuruçeşme doğum¬ludur, Kolağası Osman'ın dul yavrusu Naciye ile evlenirler. Naciye'nin bacısı Zülfiye bekârdır, mütarekeden sonra Osmanlı zabitleri aileleriyle Aden lima¬nından müttefikimiz Almanların Baron Bek vapuruyla yurda dönerler, İngilizler teyzem Zülfiye'yi bekâr olduğu için bı¬rakmaz, elinde bohçası Hüdeyde lima¬nında bir başına boydak kalır gözyaşları içinde…
Baron Bek vapuru Kızıldeniz'i geçer¬ken, Naciye sancılanır ve bir oğlan do¬ğurur, doğumu operatör doktor Nedim Bey yaptırmıştır. Çocuğun adını Nedim koyarlar... Kaptan itiraz eder, çocuğa geminin adı verilecektir, Nedim'e ekle¬nir Nedim Baron Bek… Bu kelli gemici¬ler karşı çıkarlar, çocuk denizde doğ¬muştur, adının Bahri olması gerekir, onu da eklerler: Nedim Vasıf Bahri Baron Bek!
Bu mu?
Bu, yılımızda yaşı seksene varan, ünlü besteci ve orkestra şefi Nedim Otyam'dır.
Arkadaşım bir başka ağıda geçiyor 54 yıl önce:
"Getme Yemene Yemene / Karışın to¬zu dumana / Mektubunu sal gardaşım / Bacını koma gümana
Tarlalarda biter kamış / uzar gider vermez yemiş / Çöl Yemende can verenler / Biri Memed biri Memiş
Yemene de sıcak derler / Sen küçüksün dayanaman / Galk borusu er vurulur / Sen cahalsın uyanaman"
Bu ağıtlardan 33 yıl sonra, yani 1977 yılında, eşim Filiz'le Yemen çöllerine, sıcağına vurduk kendimizi... Orada kalmış bine yakın Türkün ara¬sına katıldık, seksen-doksan yaşlarında Anadolu evlatları, evlenmişler, çoluk çocuğa, torunlara ka¬rışmışlar vatan özlemi içinde. Buradan da bazı Yemen ağıtları derledik.

Ağıtlar romanlarda
Yaşar Kemal'in ünlü romanı "Demirciler Çarşısı Cinayeti'nde, romanın kahramanı Hasan Hüse¬yin Onbaşı, beli bükülmüş, gözü az görür, dokuz yıl Yemen'de kalmış, yetmiş yıl Bey kapısında, yaşı doksana yakın! Sorar ağasına:
"Nereye gideyim Memet Ali Bey?" "Bilmeeeem! İstediğin..." Hayasız, utanmaz, şerefsiz, alçak, namussuz bir gülüş ki, it oğlu itte, sürüngen, arttan alan bir gü¬lüş..
"Yemene git Emmi, Yemene.. Karnındaki kurşun¬lar Yemenden kaldı. Yemene Yemene.. Yemene Yemene.."
Hasan Hüseyin Onbaşı Yemene ha Yemene ha Yemene ha Yemene haykırır Akçasaz bataklığına doğru, çığlıklar içinde!.
"Yemene ha Yemene ha Yemene ha Yemene / Ha Yemene Yemene! / Yemene hele Yemene / Karışın tozu duma¬na / Hele Yemene Yemene / Ye¬men sıcak kahve pişer / Asker tali¬me çıkınca / Aceminin aklı şaşar / Hele Yemene Yemene / Günden yanı soldumola / Memedimin ala gözü / Karıncalar oydumola / Ye¬men sıcak dayanaman / Tan boru¬su er vurulur / Genceciksin uyanaman... "

Yeni bir ses
O'nu, İbrahim Tatlıses'in bir progra¬mında gördüm/dinledim. Bir Ye¬men ağıdı okudu Yugoslavya'dan gelen bu kızımız. Türkçesi, iyi. Ko¬nuşurken, ama ağıtta geçen Kamış'a, o, Kamus diyor!. Suç asla onda değil, sözüm ona yerel lehçe modası, bizim türkücüler sanki dili¬mizi bozmak için indirildiler dünya¬mıza, Türkçeyi bozarak okudular mı, daha mı gerçekçi olduklarını sanıyorlar?
Ahmet Kaya'nın bir parçası kulaklarımda. "Başım belâda".. Belâ<la demesi gerekirken, belada diyor, lütfen bu beladayı hızlı okuyun ve Türkçenin içine siz de edin! Yalnız bazı türkücüle¬rimiz mi? Koca Sakıp Sabancıya bakın, adam iki kişi gibi, iki konuşma sahibi, kardeşim mi diye¬cek, hayır, "gar...daaaaa..şım" deyince sanıyor ki daha inandırıcı oluyor, pes ki pes!.

"Asker Ali"
0 hanım kızımız Cansever'in bir klibini izledim, Yemen ağıdını, Kamuş'lu!.. Bitti, yazılar çıktı: "Söz ve müzik: Asker Ali" Doğrusu bu Asker Ali'yi tanımak isterim, belki dedemle, ya da babamla askerlik yapmıştır Ye¬men'de... Kim bilir, belki de Osmaniye'nin Bahçeli köyünden Elif Karı'nın (Poçulu'nun) oğludur... Be¬ni ararsa sevineceğim, Yemen'den söz ederiz. Bu sözleri nerede yazmış, nasıl "müzik'lemiş?.. Kendisini kutlamak isterim yüzüne karşı. Şimdilik bu kadar.

Yemen bizim neyimize
Türküleri seviyorum. Dilimize, Türkçemize etme¬den okuyanları daha çok seviyorum. Bu can için, bunların başında candost, eşsiz in¬san Feyzullah Çınar gelir idi.. Geçenlerde Gazipa¬şa'ya gelen kadim dostum Musa Eroğlu'nun konserindeydim, iki saat boyunca ara vermeden çalıp söyledi, eh be adam, bir sözcüğü boz be!.. Hayır, hepsi pırıl pırıl, Musa'yı daha çok sevdim. Hatun kişilerden sevdiğim bir başka insan Saba¬hat Akkiraz.. Sabahat'in arşivimde bir klibi var, hazırlanmasına katkım olmuştu, Yemen'e ilişkin belge ve fotoğrafları vererek.. Bir kasetinde de söylemişti: "Yemen bizim neyimize?" Cansever kızımıza candan/dostça öğütlerim, bu klibi lütfen can gözüyle izlesin, Türkçesine dikkat etsin Sabahat'in. Ve lütfen o dil bozuculara kat¬masın kendini, yeteri kadar bozucu var, bir de Yugoslav kökenli bozucumuz olmasın, bilmem alınır darılır mı, ama neden olsun, bu satırların yazarı dosttur ve dost acı söyler.

"Türkülerle gide gide"
Türkü sevenleredir sözüm, "Türkülerle gide gide" Sabahat sultanın son albümünün adıdır, eğer halk türküsü seveni iseniz, bu albümü hemen edininiz ve hele hele o iki barak havasını yüreği¬nize çekiniz. Aynı gökkubbe altında, aynı çağda bu sanatçımızla yaşadığım için kendimi bahtiyar hissediyorum.

Hey gidi günler hey!.
Zaman mı? Nasıl da acımasız, sel gibi akıp gidi¬yor! 0 minicik, bücür Ulaş da gün gelecek, ken¬disi kadar belki, bir telli Kuran alacak kucağına ve minik parmaklarıyla çalacak, zaman zaman söyleyecek!.. Maraş'ta evlerinde konuk olduğu¬muzda, o, daha sazı kucaklamamıştı, Otyam amcası ona ve kardeşine, getirdikleri boyalarla resimler yapıp imzalayacaktı ve o zamanlar ne¬reden bilirdi günün birinde postadan minik bir zarfın içinde onun bir albümünün çıkıp geleceği¬ni? Bilemezdim.
Gazipaşa'da gölgede 32'dir ısı! Lada cipin dört penceresini ve tavanını açtım. Ve zarfı açtım, he¬yecanlıydım ve mavi/mor bir kaset elimdeydi. Önce, kasetin grafik tasarımını yapan Hakan Karataş'ı yürekten kutlarım. Bir ucundan öte ucuna tastamam dört dörtlük bir çalışma. Kasetle ta¬nışmam onunla oldu. Gazipaşa çarşısından yazları kuruyan Deliçay'dan geçerek evimize altı dakikada varılır. Postadan çıkan, arabanın kasetçalarındaydı, ağır ağır gidiyordum, eve ulaşan en dolambaçlı yol¬dan, zaman zaman duruyordum, eve vardığımda kasetin A yüzü bitmiş olmalıydı…

Bir ses
Birden bir başka ses... Durdum, can gözüyle ku¬lak verdim, evet bu ses, bu ses hiç yabancım değildi ve gözlüğüm yanımda değildi, kimdi? Okuyamazdım.
Evde tamamladım kaseti... Gözlüğüm aydınlattı mavi/mor kağıdı, bu ses kadim dostum Apo'nundu, yani mimar, derlemeci Abdullah Özdemir, yani Ulaş'ın babası! Yıllar yıllar önceydi, Apo, bir kadın ermiş, "Elif Ana'ya gide¬lim" dedi Maraş'a bir gelişi¬mizde. Pazarcık'ın şirin bir kö¬yü. Biz mihmandık, en hasın¬dan ağırladılar... Alevi evine gelen mihman (konuk) Hazreti Ali'nin ta kendisidir! Kırk dakika harika bir video çekimi yaptım semah'tan. Sonra bir televizyon getirdiler, ne ki siyah/beyazdı, oysa renklere de önem vermiştim. Gazipaşa'ya gelende acıyla gördük ki çekim, ne¬dendir hâlâ çözemedim, si¬yah/beyaz kayıttı!. Sonra bir yan¬lışlık, üzerine bir Japon filmi çek¬mişim!
Üç ay sonra makineleri yüklendik ve ver elini Kahramanmaraş. Otobüs çok erken varır Kahra¬manmaraş'a.. Apo, "Haydi baba" dedi, "gidiyoruz". Gidilir sabahın köründe, ilk müşteri olarak ha¬mama... İnsan tüy gibi hafifleyip çıkar… Çıkınca nereye gidilir, karınlar acıkmıştır, doğru kelle pa¬çacıya!. Birer tas içilir ve ver elini ev, evdekiler kalkmıştır ve bacı harika bir sofra düzmüştür, eh hatır kırmak yok, paçanın üzerine bir kahvaltı!.. Neden olmasın? Kurban, daha önceden salındı Elif Ana'ya… Tığlanmıştı köye vardığımızda, köyde beş-altı oto¬büs, bir o kadar özel araç, yüz elliye yakın mih¬man, Elif Ana'ya niyaza. Bu kadar mihmanı oda¬lar almaz, köy alanı düzenlenmiş, bu sefer yan¬lışlık yok, alana renkli bir TV koydurdum, çekimi kontrol ettim, evet renkliydi ve canlar semaha durdular.
Malatya'nın Kürecek'ine bağlı Kör Süleymanlı kö¬yünden ünlü grafiker/fotoğrafçı dost İbrahim Demirel'e telefon etmiştim, "Bu gece otobüse atla, sabah şu adreste ol". Olmuştu, şimdi alandaydık, canlar semaha durmuşlardı. İbrahim, Filiz ve Apo yan yana oturuyor¬lar, İbrahim teleyle fotoğraflar çekiyor, keza Filiz, ama o da ne? Üçünün parmaklarının arasında birer sigara!.. Zumladım. Semah bitti, bir can Mamo Dede'ye şikayete durdu, sonra "suçlular" Mamo Dede'nin önünde dare durdular, cezalan¬dırdılar, sonra canların affı üstün geldi, bunlar o güzelim video çekimindedir. Bizim Filiz hariç, ikisi de Alevi idi!

"Ummanda"
Albüm, bugüne kadar kendilerinden pek çok de¬yiş, semah derlenen ama adlan anılmayan Sinemilli dedelerine adanmış, bunun adı saygıdır ve vefadır, şimdileri pek görülmeyen! Albümde 11 parça var.
Bücür/minik Ulaş, şimdi bir telli Kuran ustasıdır, şelpecidir, tezene kullanmaz, perdelere her deği¬şi doğrudur. Bu "Ummanda", müzikseverler ve bu işlerle uğraşanlar için inanın bir başyapıttır her şeyiyle.
Yapım: Kalan Müzik. Hasan Saltık'ı kutlarım. Tonmaister Ahmet Mustafa Karaduman'ı, mix-mastering'de Hasan Bitmez'i ve emeği geçenleri yürekten kutlarım. Bu albüm içten/yalansız dolansız bir imecenin sonucudur. Ulaş Özdemir'i, bu ciddi çalışma¬sından dolayı da kutlarım yürek¬ten..
Her şeyin sulandırıldığı/yozlaştırıldığı zamanımızda böyle bir albümü bize kazandırdığı için kutluyorum. Varsın bazı magazin dergileri, TV programlan, boyalı basın "Umman¬da" şu kadar haftada şu kadar satarak satış re¬koru kırdı demesin.
Halk müziğine gönül veren herkesin rafında Ulaş Özdemir'in bu "Ummanda'sı olmalıdır, ayrıca ne¬den mi? Nedeni şu, bu alandaki pisliklerden yüreğinizi/kulağınızı/umutsuzluğunuzu paklamak için...
Beş telli bağlama çalıp okuyan Ulaş, bağlama şelpe çalan Erdal Akkaya, bendir: Diler Özer, bas gitar, bas bağlama: Engin Aslan, geri vokal: Salih Nazım Peker... Çocuklar, çocuklar, ne güzel bir iş çıkarmışsınız ortaya, farkındasınız değil mi? Sizleri kutlamayayım da kimi kutlayayım? Gerçeğe hû!
Fikret Otyam