Ulaş Özdemir Web Sitesi

Kantarma Dedeleri'ne Armağan
UMMANDA!

Bazen böyle oluyor işte! Hiç ummadığınız bir anda birileri çıkıp geliyor, mahir ve alçakgönüllü, sizi hayrete düşüren işler yapıyor! Ulaş Özdemir'in geçtiğimiz yaz aylarında Kalan Müzik'te çıkan albümü "Ummanda" işte böyle işlerden.
Ulaş 1976 Maraş doğumlu. Mimar bir babanın oğlu. Sekiz yaşından beri saz çalıyor. Halen İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü'nde öğrenci ama aslında mimarlık eğitimi almak istiyor. Babası sadece mimar değil! Yanından eksik etmediği ka-valıyla yanık ezgiler çalan, türküler söyleyen amatör bir sanatçı. Daha çok Barak havaları söyler-miş. Pazarcık'ta bulunan mimarlık bürosu, yörede tanınmış cümle âşığın, ozanın, dengbejin de uğrak yeri imiş. Hal böyle olunca Ulaş "mecburen" türkülerle büyümüş.
Baba,  merkeze bağlı Urumoğlu Köyü'nden ve Sinemilli Ocağı'na mensup. Anne, Pazarcık'a bağlı Karaçay Köyü'nden. Sadece âşıklar değil, Maraş'a gelen yazarlar, ressamlar, saz sanatçıları da ilkin gelip mimar babayı bulur. Maraş'tan Almanya'ya "Umuda Yolculuk" filminin açılış sahnesi için gereken ayin-i cem yine böyle bir rehberliğin sonunda oluşmuş. Mustafa Enhas Dede'nin yönettiği cem filmde ölümsüzleşmiş.
Bu ziyaretler sırasında Fikret Otyam, Feride Çiçekoğlu, Vedat Türkali, Arif Sağ, Yavuz Top hep birlikte Kantarma'ya gidilir; ömürlerinin son demini süren dedelerden deyişler dinlenir, teypler açılır ve bin yılın şarabı teknoloji adına fethedilir! Ulaş o yıllarda ortaokul öğrencisidir henüz. Her defasında babasıyla beraber düşer peşlerine! Ressamlarla, yazarlarla, sanatçılarla çok erken tanışıklı! İçindeki güvenin kaynağı burada, bu meclislerde belki!
Albümde çaldığı "beş telli" dedesininmiş. Öylece alıp gelmiş stüdyoya girmiş. Dedesi bu sazla daha çok Türkmen havaları "garip" filan çalarmış. Köye her gidiş gelişte gözü duvarda asılı duran sazdan ayrılmaz. Sonraları alıp çalmaya başlar. "O havayı yakalayınca her şey daha güzel daha net oluşmaya başladı. Sonra derlemeler yapmaya, bunları deşifre etmeye, elimden geldiğince notaya almaya başladım" diyor. Albümde yer alan üç türkü köyde kaydedilmiş.

"Oraların Havası Bile..."
Kantarma'yı biraz daha anlatmasını istiyoruz. Neden sanatçıların bu denli ilgisini çekiyordu? Elbistan'a bağlı köy Sinemilli Ocağı'nın merkezi imiş. "Tacim Dede'lerin, Mehmet Mustafa Dede'nin yaşadığı yer! Oraların havası bile başka" diyerek anlatıyor; "Oturuşları, kalkışları, hürmetleri inanılmaz. Bambaşka dünyadalar. Arif Sağ, Yavuz Top hep söylerler 'Kantarma'nın cemi hiçbir yere benzemez' diye".
Köyde kimseler kalmamış artık. Adını saydığı sanatçılar nicedir uğramıyor! Eskiden çok büyük bir cemevi varmış köyde. Ardıç ağacından koca sütunları olan en az dört yüz beş yüz kişilik bir meydan! Salonda bulunan ardıç sütunlarının sayısı on beşten fazlaymış. On yıl önce bakımsızlıktan yıkılmış. Kimse gidip gelmiyor artık. Kantarma'da Sinemilli geleneğini yaşatan dedeler birer birer göçüp gidiyor dünyadan.
Halen yaşayanlar peki! Onlar sevindi mi bu albüme? Henüz yeterince dağıtım yapılmadığını anlatıyor: "Albümde Kürtçe söyleyen bir Dede vardı. 1996 yılından bir kayıt bu. Selman-ı Pak Köyü'nde geçen Ardıç Dalı' diye bir ağıt. Sadık Hüseyin Dede'nin amcasının oğlu Mustafa Manış Dede söylüyor. Babam kaseti vermiş kendisine; inanamamış! Durmadan kaset elinde; 'vay be' deyip gülüyormuş. Sanıyorum çoğunun haberi yok daha. Sinemilliler çok dağınık. Elbistan'da, İstanbul'da, Almanya'da, Belçika'da, Hollanda'da. Ama bugünlerde Maraş'tan çok fazla sipariş geliyor. Duyanlar arasında baya büyük heyecan yaratmış."
"Keşke Hepsini Yaşlılar Söyleseydi"
Henüz lisede öğrenciyken Maraş'ın en hızlı Express okuru! Elli ikinci sayıdan itibaren de yazarları arasında! Müzik yazılarına "Ezgi'nin Günlüğü" ile başlamış ve uzunca süre devam etmiş. Sonra bir gün;
"Bir gün çıktım geldim. 'Ben Ulaş!' dedim, inanmadılar! Böyle kelli felli bir adam bekliyorlar! Daha sonra okulu kazanıp İstanbul'a geldim. Dediler işte bir müzik dergisi çıkartacağız. Ve "Roll" başladı. Ben daha çok halk müziği yazacaktım. Yirmi iki sayıdır devam ediyoruz."
"İstanbul'a geldiğinde böyle bir albüm düşüncesi var mıydı kafanda?" sorumuzu "evet" diye yanıtlıyor. "Fırsat olsaydı iki sene önce yapardım." Sonrasını ise şu sözlerle özetliyor:
"Karşıma bir sazcı alacaktım. Davul ve kontrbasçı bulacaktım. Bas sesler eksik olduğu için belki bir tane de basklarnet olacaktı. Ama kesinlikle altyapı olmayacaktı.   Sonra bir yerden çıkartacaktık albümü. Stüdyoları dolaştığımızda maliyetlerin çok yüksek olduğunu gördük. Salih Nazım Peker diye bir arkadaş var. İstanbul Blues Kampanyası'nda saz çalıyor. Salih'le epey konuştuk, nasıl bir şey yaparız diye. Kasetin "B" yüzü için düşündüğüm doğaçlamanın kaydı kötüydü. Erdal Akkaya'ya bunu yeniden stüdyoda çalmayı önerdim. Erdal'ın "Yağmurla Gelen" diye bir albümü vardı ve oradaki sazını çok beğeniyordum. Geleneği biliyor ve bu havaları çok iyi yakalıyor. Dedim; 'Erdal böyle bir doğaçlama var, bunu benimle çalar mısın?' 'Tamam' dedi. Bir gün oturduk bir prova yaptık. 'Şu diğer türküleri de söylesene!' dedi. Beraber çaldık, hoşuna gitti. 'Hepsini çalalım!' dedi. Bir demo yapalım götürelim, artık birileri yapsın. Kalan mı, Ada mı, ASM mi, kim yaparsa! Salih davul çaldı, Erdal normal bağlama, ben beş telliyi çaldım. Kalan Müzik'e gittik önce. Hasan dinler dinlemez 'tamam' dedi."
Belli ki Ulaş'ın biraraya getirdiği sesler yitirdiğimiz tadın peşinde. Perdeyi bir başka tutan, pençeyi bir başka vuran Kızılbaş dedelerin sazında, köylere henüz elektriğin girmediği zamanlarda son örneklerini dinleme şansını yakaladığımız, belki de hiç yakalayamadığımız sesin peşinde. Bu çocuk ne zaman duydu bunları, ne zaman hazmedip yoğurdu! Farkında mı bütün bunların? Farkında:
"Keşke hepsini yaşlılar çalıp söyleseydi. İçinde kaçınılmaz olarak stilize edilmiş şeyler de var. Direkt otantik kayıtlar yok ama, eninde sonunda bir arşiv malzemesi. Kayıtları otuz-kırk saatte tamamladık. Erdal inanılmaz çaldı! Her anlamda çok büyük katkısı var. "Kardeş Türküler"den Vedat Yıldırım, Diler Özer vurmalı çaldı. Babam bi türkü söyledi. Buraya gelmişti, girdi stüdyoya okudu çıktı! Dede'nin kayıtlarını da koyduk ve  böyle birşey çıktı ortaya."   
Okulun çok fazla üstüne düşmüyor! Müzik her zaman ağırlıklı. Sadece Sinemilli deyişleriyle ilgilenmiyor. Besteleri var, gitar çalıyor ve bugünlerde Mücrimi için bir kitap hazırlığında. Mücrimî de kim diyeceksiniz. Doğrusu adını biz de duymamıştık! Ulaş'tan öğrendik:
"1880'lerde doğmuş. Antep'e bağlı Keferdiz'de yaşamış. 1970'li yıllarda ölmüş. Baktım Mücrimî'nin deyişlerini söylüyor hep dedeler. İlgimi çekti. Bütün antolojilere baktım, hiçbirinde yoktu! O zaman daha da meraklandım. Oğullarını bulduk, şiirlerini topladım. Tacim Dede yıllar önce babama, en az beş-altı yüz şiiri olduğunu söylemiş. Bizim derlediğimiz yüz-iki yüz kadar. Şimdi bu derleme kitabı hazırlıyorum. Oğlu 'Güzel Dede' çok yaşlandı artık. Doksan yaşında! Kendi elindeki şiirlerini vermişti. Zaman zaman yeni şiirleri de çıkıp geliyor bir yerlerden. Nasıl, nerede yayınlayacağımı bilmiyorum ama bir yolunu bulacağız."
Elbistan'ın Kantarma Köyü bir zamanlar Sinemilli Ocağı'nın merkeziydi. Ardıç sütunlu cemevi yıllardır virane. Kimseler uğramıyor artık! Geleneği yaşatan insanlar birer birer göçüyor dünyadan. Ulaş Özde-mir'in "Ummanda" adlı albümü, köyde derlemeler yapan pek çok sanatçının adını bile anmadığı Kantarma Dedeleri'ne küçük bir şükran ifadesi.