Ulaş Özdemir Web Sitesi

Alemlerin kapılarını açan deyişler Bu Dem`de

Müzisyen ve etnomüzikolog Ulaş Özdemir ikinci ve son albümü Bu Dem`de Maraş ve çevresindeki dedelerden duyup öğ rendiği sekiz Alevi deyişini Alevi-Bektaşi müziğinin kutsal sazları olan dede sazı ve ruzba (cura)
ile yorumluyor.

Renkli ve otantik giysiler giymiş kadınlı-erkekli bir topluluk bir Alevi dedesinin sazından yayılan ezgilerin rehberliğinde semah dönüyor. Döndükçe maddi dünyanın görünen yüzünden uzaklaşıp Tanrısal aleme yaklaşıyorlar sanki. İnsanda Tanrı`nın tezahürünü gördükleri için zaman zaman durup birbirlerine secde ediyorlar. Yeryüzündeki en hümanist inanç biçimlerinden birinin yaratıcı ve uygulayıcısı olan Aleviler`in kültürleri de aynı felsefeleri gibi köklü ve derin. Çünkü Aleviler dünyanın görünen, dış yüzünden ziyade içine bakma eğilimine sahip. Bu yüzden her şeyi belli düşünce kalıplarıyla değerlendirmeye alışmış olanlar yüzyıllarca asılsız suçlamalar yönelttiler onlara. Aleviliğin ne kadar insancıl bir düşünce ve inanç biçimi olduğunu kavrayabilenler ise Anadolu bahçesinin en güzel çiçeklerinden biriyle tanışmış olmanın mutluluğunu yaşadı.

Halk müziğinin kökten beslenen dallarına tutunmaya başladığım zamanlarda, Alevi bir arkadaşımla bir konsere gitmiştik. Arif Sağ elinde bağlamasıyla harikalar yaratıyor ve farklı alemlerin kapılarını açan bir rehber işlevi görüyordu sahnede. Birden otantik giysiler giymiş yaşlı bir nine çıktı sahneye ve semah dönmeye başladı. Semah dönerken farklı alemlere açılan kapılardan geçiyor, o alemlerin sırrına erip geri geliyordu sanki. İkinci ve son albümü Bu Dem temmuz ayında Kalan Müzik tarafından yayınlanan Ulaş Özdemir`le konuşmaya giderken o konser ve semah dönen nine geldi aklıma.


Müzisyen ve etnomüzikolog Ulaş Özdemir, Kalan Müzik`te prodüktör olarak da çalışıyor. İlk albümü Ummanda`yı 1998 yılında tamamlayan müzisyen, bu 10 yıllık süre içinde dizi ve film müzikleri yaptı, Kalan Müzik tarafından yayınlanan sekiz albümü de yayına hazırladı. Ayrıca Ali Akbar Moradi, Kayhan Kalhor, Erdal Erzincan gibi ünlü müzisyenlerle ortak albüm ve konser çalışmalarında bulundu. Bu Dem`de Maraş ve çevresindeki bölgelerden Özdemir tarafından derlenen sekiz Alevi deyişi yer alıyor. Gündelik yaşamla ilgili olanların yanı sıra genelde Alevi-Bektaşi inancının temel kavramlarıyla ilgili şiirler olarak tanımlamak mümkün bu deyişleri. Bektaşiler deyiş yerine daha ziyade nefes kelimesini kullanıyor. Özdemir, Bu Dem`de Maraş ve yöresinde yaşayan dedelerden öğrenip derlediği deyişleri Alevi-Bektaşi müziğinin kutsal sazları olan dede sazı ve ruzba (cura) ile yorumlamış.

MARAŞ`TAKİ MİRAS

Maraş ve çevresi, Alevilikle ilgili zengin bir
kültürel malzeme barındırıyor. Hatta belki de bu konuda Anadolu`nun en bereketli bölgesi. Müzisyen de derleme çalışmaları için özellikle bu bölgeyi tercih etmesini bu zenginlikle açıklıyor. "Bu bölge Alevi kültürü açısından son derece zengin bir bölge. Benim Maraşlı olmamın da bu tercihte etkisi var tabii. Küçük yaşlardan beri babamla birlikte dedelerden öğrenmeye başladım bu deyişleri. Tabii ki o zaman `gidip de bir derleme yapalım` düşüncesi içinde değildik. Zaten muhabbete gidiyorduk, o insanlarla o muhabbeti yaşamaya çalışıyorduk. Bazen yanımızda küçük bir teyp oluyordu. Ben ustalardan saz öğrenmeye, o kültürü anlamaya çalışıyordum. Daha sonra eve geldiğimde, özellikle lise yıllarında, kaydettiğimiz eserleri kâğıda dökmeye başladım. Ancak bunu da çok sistematik olarak yapmıyordum. Benim çocukluk ve ilk gençlik yıllarım, bu müziği icra eden en önemli ustaların son dönemlerine denk geldi. Sabahat Akkiraz, Arif Sağ, Yavuz Top, Musa Eroğlu gibi, o yörenin kültürel mirasının farkında olan ustalar, zaten
gelip gidiyorlardı Maraş`a. Araştırmacı-gazeteci ve derlemeci Fikret Otyam`ın da uğrak yeriydi Maraş. Bu ustalar bölgeye her geldiklerinde bizim eve de uğrarlardı. Onların konuya ilişkin merakları beni daha da heyecanlandırdı. Maraş`daki dedelerin çoğu icracıdır. Bugün piyasada okunan Alevi-Bektaşi deyişlerinin büyük bir kısmı Maraş yöresinden
derlenmiştir. Ayrıca Maraş`ta inanılmaz zenginlikte bir âşık kültürü var. Âşık Nurşani, Âşık Emekçi, Âşık Mahsuni, Âşık Meçhuli, Âşık Melûli, Âşık Mücrimî gibi ustaların hepsi ya Maraşlıdır ya da Maraş`la ilişkilidir. Tacim Dede, Mehmet Mustafa Dede, Sadık Hüseyin Dede gibi bu yüzyılın en önemli kaynak kişileri hep o yöreden çıktı. Etnomüzikoloji eğitimi aldım ve yine aynı alanda yüksek lisans yaptım. Artık müzikal malzemeyi daha iyi analiz etme, kültürel ve sosyal bağlamları içinde araştırabilme imkânım oluyor."


Ulaş Özdemir ilk albümü Ummanda`da Maraş`taki Sinemilli Pirleri`nden derlediği eserleri yorumlamıştı. Bu Dem`de de Sinemilli Pirleri`nden öğrenilen deyişler var. Özdemir`le, Alevilere özgü müzikal malzemenin
bugünlere ulaşmasını sağlayan en önemli ocaklardan biri olan Sinemilli Ocağı hakkında da konuştuk. "Sinemilli, hem bir ocak hem de bir aşirettir. Aleviliği yürüten dedelerin bağlı olduğu merkezlere ocak
deniyor. Bu dedelerin çoğunun seyit oldukları yani Hz. Muhammed`in soyundan geldikleri düşünülür. Sinemilli Ocağı da Elazığ`dan Maraş`a kadar olan bölgeyi dedeler vasıtasıyla denetler, buralarda cemler
yapar. Elbistan`daki Kantarma köyü, bu ocağın merkezi durumundadır. Burada yaşayan dedeler, özellikle de Tacim Dede ve Mehmet Mustafa Dede, deyişlerini bugüne taşımış çok önemli müzisyenler. Bu albümdeki deyişlerin yüzde 60-70`i Sinemilli Ocağı`na bağlı olan dedelerden duyduğumuz deyişler." Anadolu`da çok sayıda Kürt Alevisi olmasına rağmen Kürtçe okunan fazla deyiş olmadığını, Kürtlerin yanında Anadolu`daki Arap kökenli Alevilerin de deyişleri çoğunlukla Türkçe okumayı tercih ettiklerini söylüyor Özdemir. Cemler`de sadece deyişler okunmuyor kuşkusuz deyişlerin yanında Alevi edebiyatının başka formları da var ve bunlar Cem törenlerinde icra ediliyor. Semah, miraçlama, tevhit, duazima bunlar arasında sayılabilir. Müzisyenden bu formlar hakkında bilgiler
aldık. "Semah`ın öyle belli bir formu yok. Miraçlama ise Hz.Muhammed`in Miraç`a gidip dönüşünü anlatır. Alevi inancına göre Hz.Muhammed Miraç`tan döndükten sonra Kırklar Cemi`ne oradaki herhangi
bir kişiden farksız olarak geliyor. Miraçlama, bu olayı mitolojik öğeler katarak anlatan bir şiir formu. Tevhit, insanlarla Tanrı`nın birliğini, duazima ise on iki imamı anlatan şiir formlarıdır. Bunlar müzikle birlikte icra edilir, muhabbetlerde de okunurlar, ama asıl yerleri Cem`lerdir tabii." Alevilikte ibadet müzikle iç içe geçmiş durumda. Her ne kadar bazı Sünni tarikatlarda müzikle ibadet geleneği olsa da, Alevilikte müzik
özellikle belirleyici bir unsur ve bağlamasız bir Cem düşünülemez bile. Alevilik inancının sadece Orta Asya kültürüyle değil, Anadolu`daki değişik etkilerle de biçimlendiğini söyleyen Ulaş Özdemir, bağlamanın Alevi ritüellerine nasıl ve ne zaman girdiği hakkında kesin bir bilgi olmadığını, konu hakkında sadece bazı
varsayımlarda bulunabildiklerini dile getiriyor. "İnsanların kadınlı-erkekli biraraya gelerek yaptıkları Cemler çok önemlidir Alevilikte. Bu ritüllere kaynaklık eden şey Kırklar Cemi. Belki bu Sünni İslam`a inananların kabul etmeyeceği bir şey ama; Hz Muhammed ve Hz Ali dönemlerinde kadınlı, erkekli bir Cem yapıldığına inanılıyor. Burada insanların bağlama eşliğinde muhabbet ettiklerine inanıyoruz. Burada kadının, erkeğin, eşikte, beşikte, döşekte olanın kısacası herkesin eşit olduğu, herkesin birbirinden rızalık aldığı bir toplum yapısı var. Alevi müziğinde sazın kutsiyeti ise sözün kutsiyetinden kaynaklanıyor. Âşığın söylediği her söz Aleviler için Kuran`ın özüdür.
Âşıkta bu sözü sazla ifade ettiği için kutsallığı var sazın. Kadın- erkek bir aradasın, saz çalıyorsun ve semah yani bir nevi dans var işin içinde. Dışarıdaki insan bunu `eğlence` gibi algılıyor ama bu ritüeller aslında Aleviliğin batıni yani içsel yönüyle ilgili. Bunu
anlamayanlar Alevilere `mum söndü` gibi iftiralarda bulunmuşlar." Anadolu`nun çeşitli bölgelerinde yaşayan Aleviler arasında saz yapıları ve söyleme biçimleri arasında çeşitli farklar bulunduğunu ve
bu farklılıkların büyük bir zenginlik oluşturduğunu söylüyor Ulaş Özdemir. Özdemir Bektaşi müziği hakkında ise şunları ekliyor:
"Bektaşiler bugün daha ziyade Balkanlar ve ötesinde yaşıyor. Orada inanılmaz bir müzikal zenginlik var. Biz bağlama çalarken onlar orada farklı farklı enstrümanlar kullanıyor. Tabii anlatılan şeyler ilikili, müzikal formlar birbirine yakın."

Haber: Özlem Ertan